Arapça vav'dan Batı'nın w'suna
6/12/2007 -Kategori: TOPLANMAK GATHER
Arapça vav'dan Batı'nın w'suna
Şenol Yorozlu'nun sergisinde resimler ve gündelik hayata girmiş
'w'ler vardı.
Şenol Yorozlu, Contemporary İstanbul'da, Arapça alfabe'deki 'vav'dan yola çıkan yapıtlarıyla yer aldı. Yorozlu, İngilizce sayesinde yaygınlaşan 'w'ye Kürtçe söz konusu olunca dava açılmasını eleştiriyor
06/12/2007
AYŞEGÜL SÖNMEZ
İSTANBUL - Şenol Yorozlu, Contemporary İstanbul fuarında Tevfik İhtiyar Galerisi standında yer alan son dönem işlerinden oluşan sergisinde, Radikal'ın 20 Kasım 2007 tarihli manşetinden yola çıkmış. 1993 yılında Diyarbakır'da öldürülen Kürt aydın Musa Anter'ın kızıyla evli olan Yorozlu, Kürt alfabesinde de yer alan w gibi bazı harflerin yasaklanması haberinden çok etkilenmiş. Malik Aksel'in araştırma kitabı, Anadolu dini resimlerinde gördüğü Arapça harfi vav'dan esinlenerek üretilmiş göz imgesinden hareketle Batılılaşma maceramızdaki w harfinin kaderini tartışmaya açmış.
Son serginizi Malik Aksel'e ithaf ediyorsunuz. Ressam ve araştırmacı Malik Aksel'in sizin için önemi nedir?
Malik Aksel, iyi bir eğitimci. Herşeyden önce ressam... Almanya'da ressam Grossman'ın öğrencisi olmuş. 1960'lı yıllarda yayımlanmış olan iki tane kitabı var. O kitapları ben bir sahafta bulmuştum. Anadolu halk resimleri ve dini resimler, iki ayrı kitap. O kitaplara baktım ve bir vav harfi ilgimi çekti. Arap alfabesinde bir harf bu. Dokuza benziyor. Arap alfabesi bildiğin gibi sağdan sola okunduğu için bu harfe iki tane nokta koyduğun zaman bu bir insan gözü oluyor. Osmanlı geleneği içinde bu, kıraathanelere, hamamlara o zamanki kamusal alan diyeceğimiz yerlere plaka olarak konulan bir imge bu. Bunun arasında da Kuran'dan ayetler var. Bu motif benim ilgimi çekmişti o zaman. Sonra 2004 yılında AKM'de Yavuz Tanyeli ile bir sergi yaptık ölen oğlu için. O çocuğun, altı aylık halini biliyorum. Çok acıdır ki onu kaybettik. O sergiyi yapmadan önce Yavuz bana oğlunun, Can'ın bir şiir kitabını verdi. Şiir kitabının adı 'Lale Deliliği'. Kitabın arka kapağına baktım orada da bir vav gördüm, derken bu Malik Aksel'in kitaplarını hatırladım. Hatırlayınca tekrar onları okuma ihtiyacı hissettim. Yani bu sergi 2004-2007 arası çıkmıştır. Benim her konum öyledir. Bir altyapısı vardır. Zaman içinde olgunlaşır. Bir imgeyi keşfettikten sonra benim beynimde düşünce olarak bir serüven başlar.
Serginin kataloğunda kapakta Mustafa Kemal'i Latin alfabesini tanıtırken görüyoruz...
İşte o meşhur Gülhane parkındaki fotoğrafta, f,u,i gibi w da var. Ben bu fotoğrafı büyüttüm ve w harfi de gözüktü. Atatürk bunu niye kullandı sorusu benim için önemli. Bizim normal alfabemizde yok ama Atatürk Latin alfabesini tanıtırken insanlara bu harfi tanıtıyor.
w yani kullanmayacağımız bir harfin bize tanıtılması bu anlamda sizin için Batılılaşma serüvenimiz adına bir sembol olarak mı önemli?
Hayat, bir kere yaşanan bir şeydir. Ben bir kadınla evliyim işte bu kadın Kürt bir aydın olduğu için öldürülmüş Musa Anter'in kızıdır. Radikal gazetesi bunu manşet yaptı. Savcıların Kürtçedeki Q, X ve W harflerine alerjisi, dil yasağına doğru gidiyor, diye... DTP'li Alınak'ın iki dava açılan Kürtçe dilekçesi, DTP'yi kapatma iddianamesinde yer alıyor. O zaman ben denklemi şöyle kuruyorum: bu harfi w harfini İngilizce kullanıyorsun Show TV diyorsun da Kürt alfabesi olunca neden yasaklıyorsun?
Peki mesela dil devrimine de eleştirel bir tavrınız var mı?
Benim genel bir eleştirim var. Büyük biradere bir eleştirim var. Bizi sürekli gözetleyen... Politik olarak w'nin artık Amerika'yı temsil ettiğini söylüyorum. Arap alfabesindeki vav'ın bir imge olarak kullanımı Osmanlılara yönelik bir şey. Diğer Müslüman ülkelerde bu vav'ı göremiyorsunuz. Malik Aksel, kitabında bu imge keşke bugün de devam etmiş olsaydı diyor. Bir hayıflanma var. Ben bu hayıflanmadan esinlenerek bu vav nereye tekabül eder bugünkü yaşantımızda? Onun peşine düştüm. Beni ilgilendiren tarafı bugün Amerika'nın başkentinin w'siyle örtüşmesiydi. Çünkü o da okuduğumuz zaman sağdan sola aynı.
Fakat bu işlerin karşına geçip izleyici sizin kurduğunuz ilişkileri mümkün değil kuramaz... Arapça alfabesindeki vav'ı bileceksin. Bunun Anadolu dini resimlerinde bir göz gibi resimlendiğini imgeleştirildiğini bileceksin. W'nun İngilizcede serbest Kürtçede yasaklandığını düşüneceksin. Oradan Washington'un W'sunun hepimizi izlediğine geleceksin...
O beni ilgilendirmez. Mona Lisa'ya baktığımız zaman onu okuyabiliyor muyuz? Aynı şey yani bu bir bilgi. Çağdaş sanat, bir bilgi işi. Benim bu konuda yapacağım bir şey yok. Ben sadece bir şeye gönderme yapıyorum. Ama bu göndermeler bunların sonucunda oluşan bir şey.
Malik Aksel'in mesela önemli bir lafı var: 'Ankara'da', diyor, 'Cumhuriyet'in ilk yıllarında iki akım birbirleriyle çarpışıyordu. Biri kendimize dönmek, diğeri Batı'ya yönelmekti...' Ne diyorsunuz? Hangisi egemen geldi bu süreç içerisinde sizce?
Toplumsal anlamda kendimize dönmek, din ağırlıkta bugün... Sanat dünyasında ise bu mesele bambaşkadır. Bunu bir tek Cihat Burak yapmıştır. Erol Akyavaş denemiştir ama Cihat Burak başarmıştır. Ama çoğu insana göre Erol Akyavaş Doğuludur, Cihat Burak Batılı... Halbuki tam tersidir. O anlamda bu konuştuğumuz çalışmalar içinde benim bu yaptıklarım üzerinden bana Doğulu sanatçı denilemez. Yani bakanda böyle bir imaj yaratmaz. Ama felsefesi Doğu'dan... Mesela Ergin İnan var. Fuarda var. Ben bakmıyorum mesela. Onun kendine dönmesi çok göstermelik... Bu sanatçıların içinde bir tek kendine yönelmeyi başarmış Cihat Burak'tır.. Cihat Burak'ın yaşadığı zamandaki birey olarak duruşu da önemli. O anlamda belki bir ortak yönümüz var.
Sizin için serginin katalog metninde denmiş ki, maraton koşmaktadır, 100 metre koşucusu değildir. Ben maraton koştuğunuzu da düşünmüyorum. 1980'lerden bugüne çok kesintili bir üretiminiz var.
Maratonu uzun bir koşu yani uzun bir süreyi içeren bir üretim gibi düşünmek lazım. Bu anlamda doğru bir değerlendirme. Yani ben popülist bir sanatçı değilim.
Ama sergilerinizin konusunu mutlaka gündeme bağlıyorsunuz...
Gayet tabii. Çok iyi bir okuyucuyum. Kitap okuyorum, gazete okuyorum. Orada gördüğüm makaleler, karikatürler vs. benim ilgi alanım içinde. Bir Bedri Baykam gibi, bir Mehmet Güleryüz, bir Neşe Erdok gibi bir popülizmden bahsedersek öyle popülist bir sanatçı değilim ben.
Onlarınki nasıl bir popülizm?
Şöyle söyleyeyim... Pop yani. Popla ilgili bir şey.
Popülist olmak başka popüler olmak başka... Sizin popülist tarifiniz nasıl merak ettim...
Kendi adıma ben gündemi takip ediyorum ama gündemi takip etmemin nedeni bu ülkede yaşayan bir birey olarak gözden kaçan bazı şeyler var. Onları gündeme getirmek. Bunlara bir not düşüyorum.
Mesela demin saydığınız isimler bunu yapmıyorlar mı?
Benim hocalarım da olmuşlardır akademide okurken... Onların benim baktığım açıdan baktıklarını hiç sanmıyorum çünkü işler ortada. Onların yaptığı işlerle benim yaptığım işler ortada. Bu anlamda bir paralellik kurmuyorum.
Kendi işlerinizle paralellik kurmamanız onların popülist olduğunu göstermez ki...
Çok çok popülist buluyorum onları çünkü tüketime yönelik resim yapıyorlar. Ben yüzümü eskitmek istemedim. Bu benim seçimim. Yani sokakta yürürken beni kimse tanısın istemem.
Zaten Türkiye'de hangi ressam tanınıyor ki sokakta yürürken?
Tanınan ressamlar var. Sizin kesinti dediğiniz şey, yaşam şeklimle de ilgili. Hem Türkiye'de, İsveç'te yaşıyorum. Bence kesintiler bunlarla alakalı. Yani bir mesaj verirseniz bunun yaşantınızla da ilgisi olması gerekir diye düşünüyorum.
Hayatınız boyunca yaptığınız resimlerden mi para kazandınız?
Evet.
Bu kadar az üreterek de geçinmek mümkün mü?
Tabii ki. Bu konuda ben iyi bir örneğim. Benim annem öğretmen, babam da banka müdürüydü. Ben 80'li yıllardan beri hatta akademide 3.sınıftan itibaren benim yaptığım çalışmalar satılmaya başlandı. Buna da bir standart koydum. Dedim ki ben resimlerimi pahalı satacağım. Onun için senede ben bir ya da iki tane resim sattığım zaman ben bir yıl yaşayabilirim. Şimdi burada şu gördüğünüz iş, 40 bin dolar arkadaki 19 bin dolar, bu 26 bin dolar diğeri de 15 bin dolar. Ben böyle yaşadım. Yaşantımı minimalize ederek fazlalıkları atarak... İstanbul'dan Ege'nin bir kasabasına taşındım. Benim amacım sanat yapmak. 1970'lerde hiçbir partiye üye olmadım. Hiçbir gençlik hareketine militan olarak katılmadım. Ama hep düşünsel boyutta destek verdim. Çünkü bir şeye ait olmak beni rahatsız eder. Çünkü bir şeye bağlı olmak onu üretmektir. Yani ben Müslümanım diyorsanız o zaman Müslümanlığı üretmek zorundasınız...
Contemporary İstanbul fuarı deneyiminiz nasıl geçti?
Bu fuarın adı nedir? Katalogda ne yazıyor? Comtemporary İstanbul. Ama burada sergilenenlerin çoğu mesela bir yabancı galerinin standında Andy Warhol'lar sergileniyor. Bence Andy Warhol bugün çağdaş değil artık. Bu fuarda bir çelişki görüyorum. Burada bir kandırmaca var. Ben artık Andy Warhol'a bakmak istemiyorum. Doğrudur sanat tarihinde bunların bir yeri vardır ama zaman içinde işlevleri bitmiştir diye düşünüyorum. Şu sanat tarihinden yakamızı kurtaralım işimize bakalım artık...
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
