la rabıba del pueblo keny arkana rap kralicesi
3/2/2008 -Kategori: TOPLANMAK GATHER
la rabıba del pueblo keny arkana rap kralicesi
la rabıba del pueblo keny arkana rap kralicesi
la rabıba del pueblo keny arkana rap kralicesi
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
aptal yerine konulmak
1/2/2008 -Kategori: TOPLANMAK GATHER
aptal yerine konulmak !!!
polat alemdar müzik ile ne ilgisi var. !!!
zâten sanal karakter oyuncu dizide...
bir de müzik ile ilgili her sitede TÜRKÜMÜZÜN ismine resmini yerleştermeleri ....
zuuuuhahahah çoook komedik oluyorlar :)))))
tamam bu onların derdi olmayabilir gelsin paralar diyebilirler....
bize âid olanla bizi aptal yerine koyuyorlar.
işte buna beee heeyy zinduukkk pana yeter denir.
VESSELÂM.
"elif dedim be dedim"
vesselâm.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Putin'i seçen Rusların bir bildiği var
6/12/2007 -Kategori: TOPLANMAK GATHER
Putin'i seçen Rusların bir bildiği var
Rusların Putin
yanlısı partileri seçmesini garezle karşılayan Batı'nın usulsüzlük
suçlamalarında gerçek payı olsa da, başkanın hakikaten popüler
olabileceği göz ardı ediliyor. Putin döneminde Rusların geleceğe dair
umudu arttı, çoğu Rus Çeçenya ve dış politika konularında ona güveniyor
06/12/2007
NORMAN STONE
Pazar günki Duma seçimlerinde Vladimir Putin'in zafer kazanacağı büyük ölçüde önceden biliniyordu, fakat sonuç Batı'da garezle karşılandı. Resmi seçim gözlemcisi kodamanlar parmaklarını salladı: Usulsuzlük yapıldığı, işyerlerinde gözdağıyla oy toplandığı söylentileri vardı ve Rus medyasının seçimden haftalar önce neredeyse hep bir ağızdan hükümetin haberlerini sunduğundan yakındılar. Bütün bu yakınmalarda gerçek payı olduğuna kuşku yok.De Gaulle'e benziyor
Rus seçmenleri hâlâ garip bir hayvan türü adeta, eskiyle yeninin
bir melezi. Eski Sovyet günlerinde seçimler parti için bir bahaneydi
-ancak ücra, ıssız yerlerde önemli bir olay sayılırdı. Ufak tefek yaşlı
hanımlar akın akın sandığa gider ve çayla kekleri (ve genellikle sesi
sonuna kadar açılmış müziği) sunan tek parti adayına sebatla oy
verirdi. Aynısı hâlâ yaşanıyor ve seçime dair Sovyet döneminden kalma o
ücra kent manzarası varlığını sürdürüyor: İnsanlar patron veya patronun
adayı için oy veriyor, aynı Britanya'daki büyük toprak sahiplerinin
yaptığı gibi.
Fakat Rusya'nın siyasi yaşamında yeni bir veçhe de var: Gerçek bir
kamuoyunun doğuşu ve bu, ne kadar üzerine gidilirse gidilsin ortadan
kaybolmayacak. Başkan Putin popüler ve Rus perspektifinden
bakıldığında, niye popüler olduğunu kolayca görebiliyorsunuz. Gerçekten
de son seçim sonucu, bir yanıyla General de Gaulle'ün 1958'deki
başarısını andırıyor.
Rusya, aynı o dönemdeki Fransa gibi, ölümcül sonuçlar
doğurabilecek bir krizden çıkıyor. 1958'de Fransa aptalca Cezayir
savaşı nedeniyle darmadağın olmuştu. Fransa'daki yansımaları vahşeti
açısından daha düşük düzeyli olmakla birlikte, son 10-15 yıldır
Çeçenya'da tanık olduğumuzla aynı türden bir savaştı bu. Hükümet çöktü;
de Gaulle hükümeti ele aldı; yeni anayasa referandumu yüzde 80 oy
oranıyla kabul edildi ve De Gaulle hâkimiyetindeki partiler bu oyun
üçte ikisine sahipti. Putin'in başarısında da benzer rakamlar söz
konusu ve hatta katılım oranı (o da üçte ikinin üzerinde) Putin'e
itibar sağlıyor, zira 'yeni doğan demokrasiler'deki seçimlerin başlıca
özelliklerinden biri büyük bir seçmen kayıtsızlığıdır.
Bunun arkaplanında şu var: Putin, Rusya'yı tümüyle darmadağın
edebilecek bir tarihsel eğilime gayet iyi direndi. Bugünlerde Rusya'nın
bütün grafikleri yükselişte. Buna hayati önemde iki mesele de dahil.
Birincisi doğum oranı. Komünizm döneminde veya bu dönemin son 30
yılında doğum oranları durmadan geriliyordu; kürtaj dehşet verici bir
salgın halindeydi; doğum kontrol yöntemleri gelişmemişti ve kadınlar
Sovyet dünyasına çocuk getirmektense kürtaj kliniklerine koşuyordu.
Bugünse doğum oranı tekrar ölüm oranı düzeyinin üzerine çıktı; geleceğe
dair bir güven oyudur bu.
Bir başka önemli gösterge var. Rusya imparatorluğunu kaybetti,
fakat çoğunluğunu Türk-Tatar halklarının oluşturduğu sayısız azınlığı
barındıran bir ülke hâlâ. Bu azınlıkların, İslami bağlantısı olsun
olmasın, ayrılıkçı-milliyetçi partileri desteklememesi bir şeylerin
ölçüsü: Onlar da Putin'e sıkı destek veriyor. Diğer bir deyişle, Putin
bir tür geçici mutabakat bulmuş gibi görünüyor ve Tataristan'ın
başkenti Kazan gibi bir yer bugünlerde müreffeh günler yaşıyor.
Putin'in popülerliğini anlamak zor değil. Rusya bir yanıyla
ekonomik patlama yaşıyor ve tek neden de petrol fiyatları değil. İşleri
yoluna koyuyor ve iyi yönetilen kentlerde önceden görülmemiş bir
zenginlik düzeyi var. Kendisine iyi davranılmadığı için öfkelenen bir
Muhafazakâr Parti vekili bile, gördüğü bazı evlerin Londra'nın Surrey
bölgesindekileri aratmadığını söyleyerek Putin'e yönelik eleştirilerini
hafifletiyordu.
Putin'in zaferi, Rusların Çeçen savaşının dehşetine asla bir kez
daha dönme niyeti olmadığına yönelik iradesini de yansıtıyor. Moskova
tiyatrosu kuşatmasını ve içerdekilerin zehirli gazla öldürülmesini
hatırlıyor musunuz?
Veya Beslan'da kendi idrarları içinde katledilen öğrencileri? Bu
gibi olayların geçmişte kalması da Putin'in itibarını artırıyor ve
Putin bunu hak ediyor da.
Daha genel manada Ruslar nihayet birilerinin kendilerini
savunduğunu hissediyor. Yeltsin döneminde hükümet palyaçodan farksız
görünüyordu -fakat, yazar Arthur Koestler'in de söylediği gibi,
"Yakından bakıldığında palyaçonun yüzü kötülüğü de gösterebilir."
Yeltsin dönemi yolsuzlukla ele geçen muazzam miktarlarda paranın
yurtdışına kaçtığı, Rusların yaşam standartlarının dayanılmaz hale
geldiği, fırsatını bulan herkesin göç ettiği bir dönemdi. Yabancılar
Rusya'ya küçümseyerek bakıyordu ve Britanya'nın Rusların suçlu gördüğü
kişilere sığınma hakkı vermesi büyük öfke doğuruyordu.
Gazetecilerin sevmemesi doğal
Daha da kötüsü, Ruslar Sovyetler Birliği'nin büyük kısmının ele
geçirilmesine yönelik bir Amerikan stratejisi olduğunu düşünüyordu;
Orta Asya'daki üslere, Hazar'a uzanan petrol çıkarlarına, Polonya ve
(polisin Türk üniformaları giydiği) Gürcistan'ın NATO'nun vekilleri
haline gelmesine bu gözle bakıyorlardı. Eski SSCB'deki (sözgelimi
Ukrayna'daki) hükümetler buna direnirse onları devirecek bir mekanizma
vardı: Gösteriler, o veya bu davayı güden Batı yanlısı sivil toplum
örgütleri, 'demokratikleşme' sonrası gelecek kelepir özelleştirmeler
için pusuda bekleyen fırsatçılar. 'Pembe' ve 'turuncu' devrimler
oluyor, bu manzaralara Kiev'deki gibi, ana meydana kurulu çadırlar
arasında, adeta Kazakların saldırısına uğramak üzereymiş gibi sinsi
sinsi dolaşan Avrupalı parlamenterler eşlik ediyordu. Maskaralıktı bu,
fakat daha ziyade kötücül maskaralık ve hepsi Rusya'nın arka bahçesinde
olup bitiyordu.
Aynı Batılı diplomatlar ve sivil toplum örgütleri Moskova'da da
kendi adamlarını yetiştiriyordu -bazıları elbette dürüst ve ciddi
insanlardı, fakat kamuoyunun gözünde hepsi Batı'nın ve potansiyel bir
'Lahana Devrimi'nin ajanıydı.
Putin Rusya'yı, Ukrayna veya Gürcistan'da yaşananlara benzer bir
kargaşadan kurtardı. De Gaulle gibi Putin de birçok gazeteci için
popüler değil (De Gaulle o gazetecilerden 300'ünü hapse atmıştı). De
Gaulle gibi Putin de dış politikada çetin ceviz olabildiğini, hatta baş
ağrıtabileceğini gösterdi. Ruslar Putin'i en büyük umut olarak
görüyorsa, onları anlamak lazım.
(Tarihçi, 4 Aralık 2007)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Arapça vav'dan Batı'nın w'suna
6/12/2007 -Kategori: TOPLANMAK GATHER
Arapça vav'dan Batı'nın w'suna
Şenol Yorozlu'nun sergisinde resimler ve gündelik hayata girmiş
'w'ler vardı.
Şenol Yorozlu, Contemporary İstanbul'da, Arapça alfabe'deki 'vav'dan yola çıkan yapıtlarıyla yer aldı. Yorozlu, İngilizce sayesinde yaygınlaşan 'w'ye Kürtçe söz konusu olunca dava açılmasını eleştiriyor
06/12/2007
AYŞEGÜL SÖNMEZ
İSTANBUL - Şenol Yorozlu, Contemporary İstanbul fuarında Tevfik İhtiyar Galerisi standında yer alan son dönem işlerinden oluşan sergisinde, Radikal'ın 20 Kasım 2007 tarihli manşetinden yola çıkmış. 1993 yılında Diyarbakır'da öldürülen Kürt aydın Musa Anter'ın kızıyla evli olan Yorozlu, Kürt alfabesinde de yer alan w gibi bazı harflerin yasaklanması haberinden çok etkilenmiş. Malik Aksel'in araştırma kitabı, Anadolu dini resimlerinde gördüğü Arapça harfi vav'dan esinlenerek üretilmiş göz imgesinden hareketle Batılılaşma maceramızdaki w harfinin kaderini tartışmaya açmış.
Son serginizi Malik Aksel'e ithaf ediyorsunuz. Ressam ve araştırmacı Malik Aksel'in sizin için önemi nedir?
Malik Aksel, iyi bir eğitimci. Herşeyden önce ressam... Almanya'da ressam Grossman'ın öğrencisi olmuş. 1960'lı yıllarda yayımlanmış olan iki tane kitabı var. O kitapları ben bir sahafta bulmuştum. Anadolu halk resimleri ve dini resimler, iki ayrı kitap. O kitaplara baktım ve bir vav harfi ilgimi çekti. Arap alfabesinde bir harf bu. Dokuza benziyor. Arap alfabesi bildiğin gibi sağdan sola okunduğu için bu harfe iki tane nokta koyduğun zaman bu bir insan gözü oluyor. Osmanlı geleneği içinde bu, kıraathanelere, hamamlara o zamanki kamusal alan diyeceğimiz yerlere plaka olarak konulan bir imge bu. Bunun arasında da Kuran'dan ayetler var. Bu motif benim ilgimi çekmişti o zaman. Sonra 2004 yılında AKM'de Yavuz Tanyeli ile bir sergi yaptık ölen oğlu için. O çocuğun, altı aylık halini biliyorum. Çok acıdır ki onu kaybettik. O sergiyi yapmadan önce Yavuz bana oğlunun, Can'ın bir şiir kitabını verdi. Şiir kitabının adı 'Lale Deliliği'. Kitabın arka kapağına baktım orada da bir vav gördüm, derken bu Malik Aksel'in kitaplarını hatırladım. Hatırlayınca tekrar onları okuma ihtiyacı hissettim. Yani bu sergi 2004-2007 arası çıkmıştır. Benim her konum öyledir. Bir altyapısı vardır. Zaman içinde olgunlaşır. Bir imgeyi keşfettikten sonra benim beynimde düşünce olarak bir serüven başlar.
Serginin kataloğunda kapakta Mustafa Kemal'i Latin alfabesini tanıtırken görüyoruz...
İşte o meşhur Gülhane parkındaki fotoğrafta, f,u,i gibi w da var. Ben bu fotoğrafı büyüttüm ve w harfi de gözüktü. Atatürk bunu niye kullandı sorusu benim için önemli. Bizim normal alfabemizde yok ama Atatürk Latin alfabesini tanıtırken insanlara bu harfi tanıtıyor.
w yani kullanmayacağımız bir harfin bize tanıtılması bu anlamda sizin için Batılılaşma serüvenimiz adına bir sembol olarak mı önemli?
Hayat, bir kere yaşanan bir şeydir. Ben bir kadınla evliyim işte bu kadın Kürt bir aydın olduğu için öldürülmüş Musa Anter'in kızıdır. Radikal gazetesi bunu manşet yaptı. Savcıların Kürtçedeki Q, X ve W harflerine alerjisi, dil yasağına doğru gidiyor, diye... DTP'li Alınak'ın iki dava açılan Kürtçe dilekçesi, DTP'yi kapatma iddianamesinde yer alıyor. O zaman ben denklemi şöyle kuruyorum: bu harfi w harfini İngilizce kullanıyorsun Show TV diyorsun da Kürt alfabesi olunca neden yasaklıyorsun?
Peki mesela dil devrimine de eleştirel bir tavrınız var mı?
Benim genel bir eleştirim var. Büyük biradere bir eleştirim var. Bizi sürekli gözetleyen... Politik olarak w'nin artık Amerika'yı temsil ettiğini söylüyorum. Arap alfabesindeki vav'ın bir imge olarak kullanımı Osmanlılara yönelik bir şey. Diğer Müslüman ülkelerde bu vav'ı göremiyorsunuz. Malik Aksel, kitabında bu imge keşke bugün de devam etmiş olsaydı diyor. Bir hayıflanma var. Ben bu hayıflanmadan esinlenerek bu vav nereye tekabül eder bugünkü yaşantımızda? Onun peşine düştüm. Beni ilgilendiren tarafı bugün Amerika'nın başkentinin w'siyle örtüşmesiydi. Çünkü o da okuduğumuz zaman sağdan sola aynı.
Fakat bu işlerin karşına geçip izleyici sizin kurduğunuz ilişkileri mümkün değil kuramaz... Arapça alfabesindeki vav'ı bileceksin. Bunun Anadolu dini resimlerinde bir göz gibi resimlendiğini imgeleştirildiğini bileceksin. W'nun İngilizcede serbest Kürtçede yasaklandığını düşüneceksin. Oradan Washington'un W'sunun hepimizi izlediğine geleceksin...
O beni ilgilendirmez. Mona Lisa'ya baktığımız zaman onu okuyabiliyor muyuz? Aynı şey yani bu bir bilgi. Çağdaş sanat, bir bilgi işi. Benim bu konuda yapacağım bir şey yok. Ben sadece bir şeye gönderme yapıyorum. Ama bu göndermeler bunların sonucunda oluşan bir şey.
Malik Aksel'in mesela önemli bir lafı var: 'Ankara'da', diyor, 'Cumhuriyet'in ilk yıllarında iki akım birbirleriyle çarpışıyordu. Biri kendimize dönmek, diğeri Batı'ya yönelmekti...' Ne diyorsunuz? Hangisi egemen geldi bu süreç içerisinde sizce?
Toplumsal anlamda kendimize dönmek, din ağırlıkta bugün... Sanat dünyasında ise bu mesele bambaşkadır. Bunu bir tek Cihat Burak yapmıştır. Erol Akyavaş denemiştir ama Cihat Burak başarmıştır. Ama çoğu insana göre Erol Akyavaş Doğuludur, Cihat Burak Batılı... Halbuki tam tersidir. O anlamda bu konuştuğumuz çalışmalar içinde benim bu yaptıklarım üzerinden bana Doğulu sanatçı denilemez. Yani bakanda böyle bir imaj yaratmaz. Ama felsefesi Doğu'dan... Mesela Ergin İnan var. Fuarda var. Ben bakmıyorum mesela. Onun kendine dönmesi çok göstermelik... Bu sanatçıların içinde bir tek kendine yönelmeyi başarmış Cihat Burak'tır.. Cihat Burak'ın yaşadığı zamandaki birey olarak duruşu da önemli. O anlamda belki bir ortak yönümüz var.
Sizin için serginin katalog metninde denmiş ki, maraton koşmaktadır, 100 metre koşucusu değildir. Ben maraton koştuğunuzu da düşünmüyorum. 1980'lerden bugüne çok kesintili bir üretiminiz var.
Maratonu uzun bir koşu yani uzun bir süreyi içeren bir üretim gibi düşünmek lazım. Bu anlamda doğru bir değerlendirme. Yani ben popülist bir sanatçı değilim.
Ama sergilerinizin konusunu mutlaka gündeme bağlıyorsunuz...
Gayet tabii. Çok iyi bir okuyucuyum. Kitap okuyorum, gazete okuyorum. Orada gördüğüm makaleler, karikatürler vs. benim ilgi alanım içinde. Bir Bedri Baykam gibi, bir Mehmet Güleryüz, bir Neşe Erdok gibi bir popülizmden bahsedersek öyle popülist bir sanatçı değilim ben.
Onlarınki nasıl bir popülizm?
Şöyle söyleyeyim... Pop yani. Popla ilgili bir şey.
Popülist olmak başka popüler olmak başka... Sizin popülist tarifiniz nasıl merak ettim...
Kendi adıma ben gündemi takip ediyorum ama gündemi takip etmemin nedeni bu ülkede yaşayan bir birey olarak gözden kaçan bazı şeyler var. Onları gündeme getirmek. Bunlara bir not düşüyorum.
Mesela demin saydığınız isimler bunu yapmıyorlar mı?
Benim hocalarım da olmuşlardır akademide okurken... Onların benim baktığım açıdan baktıklarını hiç sanmıyorum çünkü işler ortada. Onların yaptığı işlerle benim yaptığım işler ortada. Bu anlamda bir paralellik kurmuyorum.
Kendi işlerinizle paralellik kurmamanız onların popülist olduğunu göstermez ki...
Çok çok popülist buluyorum onları çünkü tüketime yönelik resim yapıyorlar. Ben yüzümü eskitmek istemedim. Bu benim seçimim. Yani sokakta yürürken beni kimse tanısın istemem.
Zaten Türkiye'de hangi ressam tanınıyor ki sokakta yürürken?
Tanınan ressamlar var. Sizin kesinti dediğiniz şey, yaşam şeklimle de ilgili. Hem Türkiye'de, İsveç'te yaşıyorum. Bence kesintiler bunlarla alakalı. Yani bir mesaj verirseniz bunun yaşantınızla da ilgisi olması gerekir diye düşünüyorum.
Hayatınız boyunca yaptığınız resimlerden mi para kazandınız?
Evet.
Bu kadar az üreterek de geçinmek mümkün mü?
Tabii ki. Bu konuda ben iyi bir örneğim. Benim annem öğretmen, babam da banka müdürüydü. Ben 80'li yıllardan beri hatta akademide 3.sınıftan itibaren benim yaptığım çalışmalar satılmaya başlandı. Buna da bir standart koydum. Dedim ki ben resimlerimi pahalı satacağım. Onun için senede ben bir ya da iki tane resim sattığım zaman ben bir yıl yaşayabilirim. Şimdi burada şu gördüğünüz iş, 40 bin dolar arkadaki 19 bin dolar, bu 26 bin dolar diğeri de 15 bin dolar. Ben böyle yaşadım. Yaşantımı minimalize ederek fazlalıkları atarak... İstanbul'dan Ege'nin bir kasabasına taşındım. Benim amacım sanat yapmak. 1970'lerde hiçbir partiye üye olmadım. Hiçbir gençlik hareketine militan olarak katılmadım. Ama hep düşünsel boyutta destek verdim. Çünkü bir şeye ait olmak beni rahatsız eder. Çünkü bir şeye bağlı olmak onu üretmektir. Yani ben Müslümanım diyorsanız o zaman Müslümanlığı üretmek zorundasınız...
Contemporary İstanbul fuarı deneyiminiz nasıl geçti?
Bu fuarın adı nedir? Katalogda ne yazıyor? Comtemporary İstanbul. Ama burada sergilenenlerin çoğu mesela bir yabancı galerinin standında Andy Warhol'lar sergileniyor. Bence Andy Warhol bugün çağdaş değil artık. Bu fuarda bir çelişki görüyorum. Burada bir kandırmaca var. Ben artık Andy Warhol'a bakmak istemiyorum. Doğrudur sanat tarihinde bunların bir yeri vardır ama zaman içinde işlevleri bitmiştir diye düşünüyorum. Şu sanat tarihinden yakamızı kurtaralım işimize bakalım artık...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
PKK'nın kaybı 14'e yükseldi
6/12/2007 -Kategori: TOPLANMAK GATHER
PKK'nın kaybı 14'e yükseldi
06/12/2007
30 tankın katılımıyla yapılan son dönemin en büyük tank tatbikatını bölgedeki yüksek rütbeli komutanlar ve subaylar da izledi.
FOTOĞRAF
CEM ÖZDEL / AA
HAKKÂRİ -
Kış mevsiminin gelmesiyle
birlikte Kuzey Irak'tan Türkiye'ye giriş yapacakları iddia edilen
PKK'lı gruplara karşı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) sınır
bölgesindeki operasyonları aralıksız sürüyor. Kuzey Irak'a sıfır
noktalarda bulunan Hakkâri'nin Yüksekova, Şemdinli, Çukurca ve
Şırnak'ın Uludere kırsalında PKK'ya yönelik başlatılan operasyonlara
binlerce komando katıldı. Şırnak'ın Cizre ilçesindeki tank taburu ise,
dün Gabar Dağı eteklerinde son dönemlerin en büyük tatbikatını
gerçekleştirdi. Gabar Dağı'nda iki gündür süren operasyonlarda
öldürülen PKK'lı sayısının 14 'e çıktığı açıklandı.
Kış mevsimini geçirmek üzere Türkiye'ye sızdığı tahmin edilen 300
PKK'lı teröristin bulunması için komandolar karlı dağları ve mağaraları
didik didik arıyor. Dağların zirvelerine tırmanan askerler, stratejik
noktalara konuşlanıyor. Kordon altına alınan dağlarda teröristlerle her
an çatışmanın yaşanabileceği de belirtiliyor.
Bu arada sınırdan geçen ya da sınır içindeki çatışmalardan kaçan
PKK'lıları tespit edebilmek için Diyarbakır 2'nci Taktik Hava Üs
Komutanlığı'ndan dün gece kalkan iki savaş uçağı bölge üzerinde keşif
uçuşu yaptı. Ayrıca gündüz de Yüksekova'dan sınır noktalarına çok
sayıda helikopterler gönderildi. Helikopterlerin çıkılması zor olan
karlı dağların zirvelerine komando ve mühimmat taşıdığı da bildirildi.
Cizre Tank Taburu'ndan sabah saatlerinde çıkan 30 tank ise Kasrik
Bölgesi'nde son dönemlerin en büyük tatbikatını yaptı. Bugüne kadar en
çok tank katılımlı yapılan tatbikatı bölgede görev yapan üst düzey
komutanlar da izledi. Gün boyu süren tatbikatta tanklar Gabar Dağı'na
gerçek mermilerle atış yaptı.
Şırnak'taki Gabar Dağı'nda sürdürülen operasyonda iki günde öldürülen terörist sayısı ise 14'e ulaştı. Genelkurmay Başkanlığı operasyonun Yüzbaşı Sinan Eroğlu'nun şehit düştüğü çatışmanın devamı olduğunu ve iki günde 14 PKK'lının öldürüldüğünü açıkladı.
( aa)
